4 Mart 2016 Cuma

Baykal'ın Açıklamaları; Tesadüf Mü? Bir Mesaj Mı?

18 yıl oturduğu CHP Genel Başkanlığı koltuğundan bir kaset ile ayrılmak zorunda kalan Baykal, uzunca bir süre sessiz kalmış 2015 genel seçimleri öncesi ise milletvekili aday belirlemek için CHP'de yapılan ön seçime katılarak 2. sırada milletvekili adayı gösterilmeye hak kazanmıştı.
*
7 Haziran seçimleri sonrası AKP tek başına iktidar olmayı kaybetti. Türkiye'de siyasi atmosfer değişmeye tam başlamıştı ki CHP Genel Başkanı'ndan habersiz olduğu iddia edilen bir olağanüstü görüşme yaşandı. Baykal, Erdoğan ile görüştü.

Ardından 40 günü aşkın sürek koalisyon görüşmeleri yaşandı. CHP bu süreçte tamamen oyalandıklarını açıklaması ile 1 Kasım'da yeniden sandık başına gitti Türkiye. AKP 7 Haziran'da kaybettiği iktidarı yeniden kazanmış,  CHP ise gömüldüğü derin umutsuzluğun içinde parti içi hesaplaşmalara başlamaktaydı.
*
15 Şubat 2016 gecesi CNN Türk’te Ahmet Hakan’ın sunduğu 'Tarafsız Bölge' programında soruları yanıtlayan Baykal şunları söyledi:
"Azez-Halep hattını açık tutmak için Türkiye'nin bombalama hakkı vardır. Şu anlık bu bombalamaların etkili olduğu anlaşılıyor. Güneyden Halep'e sızma planı olduğu anlaşılıyor. Halep Sünni İslam kentidir. Bu kenti Rusya'nın, Esad'ın himayesine teslim etmek üzerine bir politikayı çok ciddi sorgulamak lazım."
Baykal'ın açıklamaları "eski genel başkan" olarak okunduğunda CHP'nin ülkeyi yönetecek vizyon ve politikalardan çok kafa karışıklığı içerisinde olduğunu göstermekte. Hatırlanacağı üzere CHP, Eylül ayında yapılan tezkere oylamasında "evet" oyu vermiş, geçtiğimiz günlerde ise Kılıçdaroğlu  "ülkemizi savaşa sokacak her adıma karşıyız" açıklaması yapmıştı.
Sosyal medyada AKP'nin algı operasyonu yaptığı tüm hesapların alkış tuttuğu bu açıklamalar yakın tarihin unutulmazları arasına şimdiden girdi diyebiliriz.
7 Haziran'dan bu yana yaşanan Baykal hamlelerine ilaveten, CHP içerisinde kısık sesle de olsa dolaşan "Baykal yanına alacağı vekillerle beraber Başkanlık Sistemi öncesi AKP'ye geçecek" dedikodusunun yaşandığı günlerde Baykal'ın yaptığı bu açıklamalar tesadüf mü yoksa bir mesaj mı bunu zaman gösterecek.
Not: Bu yazı 16.02.2016 Tarihinde www.kozmopolitik.com sitesinde yayınlanmıştır.

2 Şubat 2014 Pazar

Erdoğan'nın Cuması





Erdoğan'nın Cuması

Bu fotoğrafı hatırlarsınız. Geçtiğimiz Cuma günü Cuma namazını kılmak için camiye giden Başbakan Erdoğan’dan. Ulusal basın fotoğrafla beraber haberi şöyle sundu; ”Başbakan Erdoğan geç geldiği Cuma'ya namazını cami girişinde kıldı”

İşte dananın kuyruğu da tam burada kopuyor. Ulusal basın Erdoğan’ın Cuma namazını resmen bir seçim propagandasına çeviriyor. Halk üzerinde “namaz kılan Başbakan” imajı yaratmanın yanı sıra, kapıda namaz kılmasını da ön plana çıkartıp “halkın adamı” vurgusu yapıyor.

Peki ya Erdoğan’ın son cuma namazındaki bu fotoğraf ne kadar gerçekçi?

Aslında inanabilirdik basının yönlendirmelerine, tabi inanmıyorsak sebebi var.

Erdoğan’ın Başbakanlığı süresince yetişemediği cumalar için namazı beklettiği, tepki gösteren halkın camiden çıkarıldığı bir rivayet değil ulusal basında yer tutamayan haber.

Yüzlerce koruma ile halkın arasına katılan Erdoğan’ın koruma ordusu halk tarafından oldukça tepki çekmektedir. Cuma namazlarında kapıda, ayakkabılarının başında nöbet tutan korumalar, caminin içerisine girenlerin üzerlerinin aranması…

11 yıllık başbakanlığı süresince her Cuma incelendiğinde son Cuma yapılanın şov, servis edilen ise seçim yönlendirmesi olduğu aşikârdır.

Can Poyraz / @canpoyraz / 29 Ekim 2013

Beyoğlu’nda Yerel Seçim

Beyoğlu’nda Yerel Seçim

Gezi Parkı; Türkiye için son yıllarda yaşanan en aktif, en yaratıcı, en haklı mücadeleydi. İktidar karşıtlığı asgari temelinde buluşan milyonlar İstanbul, Beyoğlu’nda başlayan bu kıvılcımı tüm ülkeye yaydılar. 31 Mayıs gecesi başlayıp polis şiddeti ile fiili olarak Taksim meydanının boşaltılması ile son bulan süreç 2. Aşamasına geçmişti. Gezi felsefesinin siyasi partilerce kabul bulması, Gezi Partisinin kurulması, Gezi’de kurulan dostlukların yeni projeler doğurması ve forumların devam etmesi ile devam eden 2. Aşama yaklaşan yerel seçimlerle birlikte bir kez daha evirilecekti.

3. aşama ise; Gezi Parkı’nın tüm kazanımları ile yaklaşan yerel seçimlerde belediyeler üzerinden girişilecek mücadeleye bürünmesiydi. Tüm Türkiye’yi etkileyen bu süreç Gezi felsefesinin birkaç ilçeye hapsedilmesiyle devam edecek gibi gözükmektedir. Gezi’de AKP karşıtlığı noktasında birleşip, gezi sonrası ayrışan siyasi partilerin öngörüsüz adımları bir sonraki aşamaya geçmeye olanak verilmeyecek gibi gözükmektedir.

Tüm ülkeyi etkisi altına alan Gezi Parkı mücadelesinin sadece Beyoğlu’na hapsedilecek olması ve Beyoğlu’nun seçmen yapısı belki de Gezi Parkı mücadelesine en büyük darbeyi vuracaktır.

Beyoğlu İstanbul’a ve Türkiye’ye yön verebilen yenilikçi bir ilçe olduğu gibi muhafazakâr ve anti-demokratik sağ oyların da azımsanamayacak bir yüzdeye ulaştığı ilçedir. Yaklaşık 20 yıldır AKP ve türevlerinin seçimi kazandığı, sağ oyların %65’i bulduğu son seçimde AKP ile CHP arasındaki farkın 20.000’in üzerinde olduğu, 2. Bölgesinde eğitim seviyesinin oldukça düşük olduğu, Erdoğan’ın ve birçok AKP yöneticisinin gençliğinde uğrak yeri ve feodal bağları olduğu, ilçede en fazla Giresunlu nüfusun yaşadığı -18.000 civarı- ve bu Giresun nüfusunun feodal bağlar ve dernek yapılarından dolayı sağ partilere oy olarak yansıdığı unutulmaması gereken bir gerçektir.

Sol, Sosyalist görüşten insanlar, bu partiler bir çatı altında birleşse dahi kazanılma ihtimali sıkıntılı gözükse de Beyoğlu kesin kaybedilecek bir ilçe değildir. Aksine doğru politikalar, doğru çalışmalar, doğru aday ile kazanılması muhtemeldir. Özellikle kentsel dönüşüm nedeniyle yaklaşık 45.000 seçmen evlerini kaybetme korkusu ile yaşamakta, 10 yıllık Belediye Başkanı Demircan’ın verdiği sözler –başkanlığı boyunca yapmadıkları yüzünden- inandırıcı bulunmamaktadır. Gerek Gezi Parkı, gerekse Beyoğlu’nda sağ oyların ezici bir üstünlüğü bulunan kentsel dönüşüm bölgesindeki huzursuzluk Beyoğlu’nu kazanacak yol haritasıdır.

Çatı altında birleşemeyen sol partiler, Beyoğlulu olmayan adaylar, Taksim Dayanışması’na atılan aday belirleme topunun yarattığı örgüt içi rahatsızlıklar Beyoğlu için kötü bir sona doğru gidildiğinin işaretçisidir.

Ana muhalefet partisinin önümüzdeki hafta belirleyeceğini düşündüğüm Beyoğlu Belediyesi Başkan Adayı için yapılan çalışma Beyoğlu’nun, Beyoğlu’nda kentsel dönüşüm bölgelerinde yaşayanların, Gezi Parkı mücadelesinin ve tüm Türkiye’de Gezi Parkı meşalesinin yanmasının kaderini büyük bir ölçüde belirleyecektir.

Ben ise bir Beyoğlulu, bir Gezi’ci, bir Solcu olarak yerel seçimde yaşanacak mücadelenin nasıl olacağı hakkında büyük merak içindeyim.

Can Poyraz / @canpoyraz / 05 Aralık 2013

SARIGÜL BABATÜRBESİ

SARIGÜL BABATÜRBESİ

Deniz Baykal ile yarıştığı ve sonrasında partiden ihraca giden süreç ve sonrasında konuşulan, gerçeklik payı oldukça yüksek olan “Sarıgül CHP’nin başına geçecek” dedikodusu 2014 yerel seçimi öncesi Sarıgül’ün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için CHP’ye geçme ihtimalini güçlü bir şekilde dillendirilmesine yol açtı.

İstanbul’da yaşayanlar için koca bir fenomen. Şişlinin Sarıgül dönemindeki rantsal büyümesi, hakkında açılan onlarca yolsuzluk davaları, mafya dedikoduları, varlığının günden güne büyümesi halkın gözünde; “bir ihtiyacımız olduğunda Sarıgül halleder” imajını bozmadı. Özelikle Şişlide büyüyen fenomenliği İstanbul’u alabilmek için CHP seçmeninden öte sağ seçmenin de oylarını alabilecek tek adayın Sarıgül olduğu da aşikar.

Sarıgül’ün İBB Başkanlığı için CHP’ye katılımı özellikle CHP’nin İstanbul örgütünde oldukça tutarsız denge değişikliklerine yol açtı. İstanbul’u kazanabiliriz umudu, “bende aday adaylığından adaylığa geçebilirim” düşüncesine evirilip Şişli Belediye Başkanlığının kapısına dayandırdı insanları. Son bir buçuk ayda yaklaşık 1500 –meclis üyesi ve belediye başkan- aday adayının Sarıgül ile görüşme yaptığı, Sarıgül’ün de -önündeki süreçten dolayı- tüm gelenlere olumlu söylemlerde bulunduğu, gün geçtikçe ve kendi adaylığı netleştikçe yeni dengeler kurulmasının da muhtemel olduğu bilinen bir gerçek.

Aday adaylarının çabasıyla yeni bir siyasi literatür çıkar mı bilinmez ama şimdilik bizler kraldan çok kralcı olmayı “Sarıgül’den çok sarıgülcü” şeklinde lanse ediyoruz. İşin komik yanı parti genel merkezi varken sarıgül’den medet umup kapısını aşındıran, jestler yapıp gönlünü kazanan, araya adam sokup baş başa görüşme ayarlayanlar, partiye katılım töreni için araç ayarlayıp gövde gösterisinin bir parçası olacak Chp üyeleri-yöneticileri.

9 Kasım’da CHP Genel Merkezinde rozet takıldıktan sonra takip eden günlerde Parti tarafından açıklanacak İBB adaylığı, Sarıgül Baba Türbesine gidip medet umanların bir kısmını mutlu edecekken diğer kısmını da üzecek anlaşılan.

Ne diyelim umarım dualarınız kabul olur.

Can Poyraz / @canpoyraz / 07 Kasım 2013

27 Ekim 2013 Pazar

Akp’den Demokrasi Beklemek!

Akp’den Demokrasi Beklemek!

Yandaş olmayan basına kapalı demokratikleşme paketi bize seviye atlatacak. Muhtemeldir ki pazartesi öğleden sonra daha demokratik bir ülkenin çok çok çok ileri demokratik haklara sahip vatandaşları olacağız!

Tabi yersen.

Hükümet kanadından basına ya da yandaşlarına sızdırılan en ufak bilgi yok. Sır gibi saklanan demokrasi paketi hepimizde merak uyandırdığı aşikâr. Bu nedenden dolayı da ekranların başına kilitlenmiş olacağız o dakikalarda. Son günlerde sadece alfabeye “x,w,q” harflerinin ekleneceği konuşulmuş bu dedikodu da ne yalanlanmış ve doğrulanmıştı.

Özellikle Bdp ve pkk kanadından Ekim öncesi demokrasi paketinin açıklanması yönünde tehditkâr ifadelerde de bulunulmuştu. Pkk’nın çekilme sürecini durdurması paketin açıklanmama ihtimaline bağlı olarak geri dönüş şeklinde pratiğe dönüşebileceği de belirtilmişti.

Başbakan Erdoğan’ın 28 Eylül Cumartesi günü bol milliyetçi söylemleri ve ardına eklediği “bunlar daha biz açıklarken eleştirmeye başlayacaklar” söylemi paket sonrası gelecek olası tepkileri beklediğini göstermektedir. Hatta ülkenin mevcut balans ayarını oynatacağı da olası öngörüdür.

Merakımızı yarın giderecek olan RTE, 11 yıllık iktidarı boyunca yaptıkları, kendinden olmayanlara karşı söylemleri ve eline yüzüne bulaştırdığı açılım süreci ile aslında ne kadar demokrat olduğunu bizlere fazlasıyla gösterdi.

Şehir meydanlarında çeviklerin, tomaların nöbet beklediği bir ülkenin vatandaşları olarak hala daha bu iktidardan demokrasi bekliyorsak vay halimize.
Can Poyraz / @canpoyraz / Yazı Tarihi: 29 Eylül 2013 Pazar

Paketten Faşist Mhp’li Başkan Çıktı

Paketten Faşist Mhp’li Başkan Çıktı

Ana dil tartışması uçsuz bucaksız bir okyanustur. Konuşulması, tartışılması gereken onlarca maddesi, irdelenmesi gereken onlarca yaşanmışlığına rağmen günümüz dünyasında özgürlük kavramının içerisindeki yeri bellidir.

Özgürlükler konusunda; içerisinden geldikleri hareketlerin sorunlarını çözebilmek için defalarca başka sorunları kullanan, kendisinden olmayanın özgürlüklerini kısıtlayan AKP hükümeti -her ne kadar beklentileri karşılamasa da- açıkladığı özgürlük paketi ile Türkçe dışındaki dillerin tabelalar ve billboardlarda kullanılmasını resmileştirdi.

Paketin en can alıcı noktasının dini inanışlar önündeki engellemelere gelecek olan hapis cezası olsa gerek. Özgürlükten çok nasıl muhafazakâr bir Türkiye yaratılır sorusunun yanıtıdır bu paket. Gayet tabi AKP’nin yıllardan beri uyguladığı popülist gündem ile ana gündemi gizleme tekniği bu paket için de geçerliydi. İrdelenmesi gereken daha ciddi detaylar varken andımız ve tabelaların eski dillerde yeniden yazılması halkın oyalanması gereken ufak pürüzler sadece. Yine de vatandaşların yurdun dört bir yanında andımız okuması, andımız dağıtıp, paylaşması demokratik protesto hakları gereği saygı duyulması gereken pratikler olsa da batıda yaşayıp doğuyu aşağılayan, yok sayan zihniyetin hortlamasını engelleyemedi.

Muğla'nın Fethiye İlçesinin Belediye Başkanı MHP'li Behçet Saatcı Türkçe ve Kürtçe kelimelerin yer aldığı Kurban Bayramı mesajını ilçenin billboardlarına astırıp Kürtçe tebrikten hemen sonra; “anlamadınız değil mi? Bu yüzden; Tek Millet, Tek Vatan, Tek Dil, Tek Bayrak, Tek Devlet” yazarak batının doğuyu yok sayan bakış açısının günümüzdeki örneği oldu.

Paketi çıkartan Akp’ye karşı Akp’li belediye meclis üyelerinin de imzalarının bulunduğu billboard’a öncülük eden Mhp’li Belediye Başkanı hakkında partisinin soruşturma başlattığı gelen son haberler arasında. Bu da Akp tabanı ile üst katmanı arasındaki uçurumu gözler önüne sermekte. İdeolojisi, felsefesi olmayan tek adam partisi tarihte yok olup gidecektir.

Akp’nin tutarsız politikaları yüzünden gün geçtikçe ayrışan halk, tahammülsüzlük ülkemizi içinden çıkılamaz bir duruma sürüklemeden herkes için demokrasi ve özgürlük isteyen bireylerin öne çıkması gerekmektedir.

Can Poyraz / @canpoyraz / Yazı Tarihi: 10 Ekim 2013 Perşembe

30 Mart 2013 Cumartesi

AKP’ye İsrail’den Gelen Destek

AKP’ye İsrail’den Gelen Destek

31 Mayıs 210 tarihinde İHH’na ait Mavi Marmara adlı insani yardım malzemesi taşıdığı iddia edilen gemi, Gazze’ye yakın uluslararası sularda İsrail Ordusunun gemiye düzenlediği baskın ve  baskın sırasında 9 Türk’ün öldürülmesi ile dünya ve ülke gündemine düşmüştü.

İsrail’in sert müdahalesi, ardından geçen günlerde sert tutumu ve Türk tarafının Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın katı söylemleri batılı çıkarları koruyan Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında müttefik olan iki ülke arasında ipleri germiş, belki de BOP’u kısa süreli bir ikinci yol haritasına sürükledi.
Aradan yıllar geçti. Mavi Marmara baskını BM gündemine kadar taşındı. Geçen süre zarfında ortaya çıkan gerçekler temel olarak; BM Genel Kurulunda Mavi Marmara raporunun gecikmesini Türk tarafının istediği ve Türkiye İsrail ilişkilerinin özür dilenene kadar Türk tarafınca dondurulması yönünde ikiye ayrılmıştı. Türk tarafı sadece şovenist bir söylem güttüğünü İsrail ile yapılan ve yürürlükte olan milyarlarca dolarlık anlaşmalarda ortaya koydu.

AKP Türkiyesi her ne kadar savaş çığırtkanlığı yapıp Suriye’ye olası bir askeri müdahale için zemin ve meşruiyet hazırlamaya çalışsa da bunda pek başarılı olamadı. Esad yıllardan beri Büyük Ortadoğu Projesi ile mücadele etmekte.

BOP sıkışmış bir vaziyette. Sürece müdahil olan BOP Eşbaşkanı Erdoğan’ın ülkesi her fırsatta koz olarak kullanılan Kürt sorununu çözmek için düğmeye hiç olmadığı kadar gözü kapalı bastı. 21 Mart 2013 Diyarbakır Nevruz’u ve orada okunan Öcalan mektubu girilen riski ortaya koymuştur. AKP BOP kazanımı için közü kapalı hareket etmektedir.

AKP’nin BOP için gözü kapalı tavizkar Kürt sorunu çözümünde Cumhuriyet tarihinde hiç olmayacak tepkileri önlemek için uluslararası camiadan desteğe ihtiyacı vardır. İşte o destek ABD Başkanı Obama’dan geldi. Obama Mavi Marmara baskını ile ilgili özrü İsrail Başbakanı’nın Erdoğan’a telefonda ilettiğini açıkladı. Böyle bir haberi Erdoğan’ın açıklayıp siyasi malzeme yapmaması beklenemezdi. İşte bu nedenledir ki Obama’nın bu açıklamayı hele ki Türkiye’nin içinde bulunduğu şu süreçte yapıyor olması oldukça manidardır.

Şimdi ise; AKP olası bir çok tepkiyi ve oy kaybını önleyecek propagandayı yapmaya başlayacak. Suriye’de sıkışan BOP’u İsrail ittifakı ile açmaya çalışacaktır. Ve ne yazık ki ana resmi göremeyen ufak ayrıntılarla dönemsel kararlara ve fikirlere sahip olan insanlar sayesinde başarmaya yakındır.

Önümüzdeki günler BOP sürecini her zamankinden daha fazla doğru okumayı ve bu bilinçle adımlarımızı atmamız gerekmektedir. Her ne olursa olsun Suriye’ye olası bir emperyalist güçlerce yapılacak askeri müdahaleye karşı çıkılmalıdır.

Can Poyraz / ulusalbakis.com / 22 Mart 2013